Firma Sahipleri Neden Dışarıdan Gelen Yönetim Danışmanlarına Mesafeli Yaklaşır?
Birçok firma sahibi, kendi sektörünü ve şirketini iyi tanımayan dışarıdan gelecek ilgisiz bir kişinin gerçek sorunlara çözüm üretemeyeceğini düşünür. Firma yönetiminde yıllar içinde oluşan bilgi, deneyim ve sezginin, dışarıdan kısa sürede kazanılamayacağı varsayılır.
Bu yaklaşım ilk bakışta mantıklı görünebilir, ancak bu düşünce çoğu zaman aşinalık ile iç görünün karıştırılmasından kaynaklanır. Şirket içindeki pek çok problem, sektörel bilgi eksikliğinden değil; alışkanlıklardan, normalleştirilmiş hatalardan ve sorgulanmayan karar süreçlerinden doğmaktadır. Sektörü çok iyi bilmek, bu kabulleri fark etmeyi zorlaştırabilir.
Dışarıdan gelen yönetim danışmanının temel katkısı, sektörü ezbere bilmekten ziyade şirketi farklı bir çerçevede değerlendirebilmesidir. Bu bakış açısı, firma içinde sıradanlaşmış sorunları yeniden problem olarak tanımlamayı ve “bizde böyle” savunmasını geçersiz kılmayı mümkün kılmaktadır. Danışmanın değeri, hazır cevaplar sunmasından değil, doğru soruları sorabilmesinden gelmektedir.
İyi bir yönetim danışmanı, zaten gerekli kritik soruları sorarak kendisine gerekli bilgiyi firma içinde bir şekilde temin eder, ancak onun soru tarzı değişik olur, o sorularını özenle seçerken genel bir öğrenme isteği ile değil yüzeyin altındaki katmanlara yönelik olarak sormaktadır.
Örneğin bebek kıyafetleri üreten bir firmada projeye başlayan bir yönetim danışmanı YK başkanına siz bebek kıyafetleri üretiyorsunuz değil mi neden acaba diye bir soru sorarak onu şaşırtabilir. Bu denli içselleştirdiği bir konuda bu derece temel bir sorunun sorulması, kişiyi rahatsız edebilir, çokça başıma gelmiştir, ancak bu sorunun cevabı altında firmanın misyon ve vizyon değerlerinden kopup kopmadığı test edilmeye çalışılıyor olabilir.
Bu nedenlerle etkili yönetim danışmanlığı, sektör bilgisinden tamamen bağımsız değildir; ancak ona teslim de değildir. Gerçek katkı, sektörel bağlamı öğrenirken yargısız kalabilmek ve şirketi kendi iç dinamikleriyle yüzleştirebilmektir. Firma sahiplerinin mesafeli yaklaşımı anlaşılır olsa da, bu bakış açısı çoğu zaman dönüşüm fırsatlarını geciktirir.
Sektör Uzmanlığı Yeniden Yapılanmayı Zorlaştırır mı?
Sektör uzmanlığı, yönetim danışmanlığı için önemli bir avantaj gibi görünse de yeniden yapılanma çalışmalarında her zaman kolaylaştırıcı bir rol oynamaz. Aksine, belirli bir sektörde uzun süre çalışmış danışmanlar, o sektöre özgü alışkanlıklara ve kabullere fazlasıyla aşina hale gelebilirler.
Bu durum, yeniden yapılanmanın temel gereği olan yargısız bakışı zayıflatmaktadır. “Bu sektörde işler böyle yürür” yaklaşımı, bazı yapısal sorunların sorgulanmadan kabul edilmesine yol açmaktadır. Zaman içinde verimsiz süreçler, hatalı organizasyon yapıları veya zayıf karar mekanizmaları sektör normu gibi algılanmaya başlanmış olabilirler.
Oysa yeniden yapılanma, mevcut kabulleri askıya almayı gerektirir. Amaç sektörel alışkanlıkları korumak değil, şirketin gerçek performansını ve dayanıklılığını artırmaktır. Bu da çoğu zaman sektör içinden gelen reflekslerle değil, mesafeli ve karşılaştırmalı bir bakışla mümkündür.
Özellikle tekstil işletmelerinde çokça gördüğüm bir durumdur. Sektördeki ön yargı, bu sektör kurumsallaşamaz şeklindedir. Bu yapıyı birkaç kez kırmaya çalıştığımda karşılaştığım en büyük engel yine firma sahiplerinin kendileri olmuştur. Bir şans bile vermeden değişiklikleri direkt olarak reddetmektedirler. Türkiye’de tekstil işletmeleri sahipleri, genellikle sektörün içinden yetişmiş, uzun yıllar bir firmada çalıştıktan sonra zamanla kendi makinalarını alarak kendi işletmelerini kurmuş kişilerdir. Fiyatları bilirler, imalatı bilirler, onlara güvenen birkaç müşteri bulup kendi işlerini kurarlar, daha sonra onu büyütürler, eski firmalarında gördükleri yöntemler ile giderler.
Onların stratejik bir bakış açıları, profesyonel ekipler kurma gibi niyetleri yoktur, satışın başına oğlunu, satın almanın başına kızını getirir kendileri YK başkanı olarak kalır, altlarında çoğunlukla akrama, memleketli veya emektar kişileri çalıştırırlar. Belirli bir büyüklüğe kadar bu yapı doğaldır ve çalışır, ancak belirli bir hacmi aştığınızda sistemi bu yapı ile idare edemezsiniz, işin içine strateji, sürdürülebilirlik (ESG), kurumsallaşma türü başka alanlar girer ki iş kalıcı olabilsin, riskler elimine edilebilsin. Bu çalışmalar yapılmadığı sürece bu tür firmalar kalıcı olmamakta, anlamsız yatırımlar yapmakta, neleri hatalı yaptıkların farkında bile olmadan önce finansal krize girmekte, ardından da piyasalardan çekilmektedirler.
Bu saydığımız sebepler ile firma sahiplerinin dışarıdan gelen yönetim danışmanlarına mesafeli yaklaşması çoğu zaman danışmanlığın kendisine değil, yanlış anlaşılma ve yüzeysel değerlendirilme endişesine dayanmaktadır. Asıl sorun, şirketin gerçek durumunun doğru çerçevelenmeden ele alınmasıdır. Danışmanlık sürecine mesafe koyan pek çok firma sahibi, aslında dış bakıştan değil; kendi işinin basitleştirilerek, genellenerek veya bağlamından koparılarak yorumlanmasından çekinmektedir. Bu noktada danışmanın değeri, sektörü ne kadar bildiğinden çok, şirketin iç dinamiklerini doğru sorularla açığa çıkarabilmesinde ve mevcut kabulleri sorgulatabilmesinde ortaya çıkmaktadır.